Sinema sanatçısı ve hafif batı müziği solistidir. İstanbul'da doğdu (12.2.1946). Kadıköy Ortaokulu'nda okudu, Çamlıca Kız Lisesi'nde öğrenimi bıraktı. Ajda Pekkan sanat hayatına 1961'de İlham Gencer Orkestrası'nda şarkı söyleyerek başlamıştır. 1963 SES Sinema Artisti Yarışması'nda kızlararasında birinci seçilerek sinemaya girmiş, "Şıpsevdi", "Çanakkale Aslanları", "Avare", "Adanalı Tayfur" gibi birçok filmde başrol oynamıştır. 1967'de tekrar şarkıcılığa başlayan Ajda Pekkan 1968 ve 1969 Apollonia Müzik Festivallerinde dördüncü olmuş. 1968 Barcelona Müzik Festivali'nde finale kalmıştır. İki long-play'i, yirmiye yakın plağı ardır. Plaklarından bazıları; İki yabancı, üç kalp, boşvermişim dünyaya, sevdiğim adam, sensiz yıllarda, ben bir köylü kızıyım...
(Ses Sanatçılar Ansiklopedisi S:236, 1970)
Kendi anlatımıyla Ajda Pekkan:
1946 yılının 12 Şubat'ında Kasımpaşa Deniz Hastanesi'nde gözlerimi dünyaya açmışım. O gün İstanbul'a kar yağıyormuş. Babam deniz subayı olduğu için annem o hastanede dünyaya getirmiş beni. Ayancık'ta küçük bir evde oturuyormuşuz. 4 yaşıma gelene dek Ayancık'taki o evde geçmiş günlerimiz. Daha sonra babam Heybeliada'da bir göreve atanınca adaya taşınmışız. 6 yaşıma kadar adada kalmışım. Çok küçük olduğum için o güne kadar geçen günleri hiç anımsamıyorum.Ama çok yaramaz olduğumu daha sonra büyüklerimden öğrendim.
| |
|
|
|
"işte Ayancık'taki günlerimizden elimde kalan tek anı. Bir yaşımda yokum henüz. Küçük Ajda geleceğin kendisine ne getireceğinden habersiz objektife bakıyor..." |
İlkokul çağlarına gelince İstanbul Erenköy'de oturan dedemin yanına göndermişler. Dedem beni, Kadıköy'deki Mustafa Kemal Paşa İlkokulu'na yazdırmış. 2. sınıfta babam Gölcük'te bir göreve atanınca, bize Gölcük'e yol görünmüş. ..
2 ve 3. sınıfları Gölcük'te bir ilkokulda okudum. Orada geçen günlerimin hepsini olmasa da bir çoğunu anımsıyorum. Sırası gelmişken o günlerden kalan bir anımı anlatayım size :
Okuldan çıkıp, birkaç arkadaş evimize dönüyorduk. Yol kenarında küçük bir boyacı çocuk gördük. Aramızdaki erkek arkadaşlardan biri, ayağını çocuğun boya sandığına uzattı ve "Boya," dedi. önce hiç birimize garip gelmemişti bu durum. Hepimiz orada oynayarak boyanın bitmesini bekliyorduk. Boya bitti, boyacı çocuk arkadaşımızdan para istedi. Vay, sen misin para isteyen. Bir gürültü koptu orada, sandık bir yana, boyacı bir yana...
Ne kadar üzülmüştüm, bilemezsiniz. Arkadaşlarımdan ayrıldıktan sonra, gönlünü almak için boyacı çocuğun yanına döndüm. O gün babamın verdiği harçlığımı da harcamamıştım. Boyacıya vermek geldi içimden. Bir dilenciye verir gibi veremezdim. Ayağımı sandığa uzattım. Çocukla bir an gözgöze geldik. Hiç sesini çıkarmadı. Ben pabuçlarımın bir an önce boyanıp da çocuğa para vermekten başka bir şey düşünmüyordum. Bir süre sonra pabuçlarıma baktığımda ne göreyim; daha annemin sabah giydirdiği bembeyaz çoraplar kapkara olmamış mı! Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Avuçlarımda sıkı sıkı tuttuğum parayı sandığa fırlattığım gibi, koşarak eve gittim. Akşam da babamdan iyi bir azar işittim. Sonra anneme durumu anlatınca "Aferin kızım, en doğru hareketi yapmışsın," dedi. O günlerden kalan bu anı hiç aklımdan çıkmaz...
4. sınıfa geçtiğim yıl babam yeni bir atanma emri aldı ve biz ailece Çanakkale'ye yerleştik, ilkokulu Çanakkale'de bitirdim. Daha sonra da istanbul'a yerleştik. Beni Kadıköy Ortaokulu'na yazdırdılar, daha sonra da Çamlıca Kız Lisesi'ne geçtim. O günlerden geriye bir yığın anı, birçok arkadaş var yalnızca aklımda. Ama hiç biri ile görüşemiyoruz. Bazan çalıştığım gazinoya gelip bana çiçek getiriyorlar, öylesine değişmiş buluyorum ki onları, anlatamam. Acaba o günleri yaşayanlar bizler miyiz diye derin derin düşünüyorum onlardan ayrıldıktan sonra...